Kar yağmurunun gürültüsüyle uyanıyorum. Daha önce hiç bu şekilde uyandırılmamıştım. lapa kar yağarken, uzaklarda bulutlarında arasından sızan güneş ışığı yüzümü okşayarak uyandırıyor beni. Güneşe saygıda kusur etmeden kalkıp yatağımı topluyorum. Her zamanki gibi yüzümü yıkamaya üşenip soğuk bir duş alıyorum. Üstümü sıkıca giyinip markete gidiyorum. Akşam yemeği için gerekli eksik bir kaç malzemeyi alıp kasiyer ablalarla yüz göz olmadan eve dönüyorum.
Önce salata malzemelerini suya yatırıyorum Daha önce açılmış olan tavuğu güzelce yıkıyorum. Kendi özel baharat karışımımla terbiye ediyorum. Sac tavaya güzelce yerleştirip orta ateşe koyuyorum. Marulları tekrar sudan geçirip doğruyorum. Suyunu salan tavuğun suyunu döküp üstünü örtecek kadar su ilave ediyorum. Bir kaç tane ufak kuru soğanın kabuğunu soyup bütün halde aralara sıkıştırıyorum. Domateslerin kabuklarını soyuyorum -kabukları atmıyorum- küp şeklinde doğrayıp marulların üzerine ekliyorum. Havuçların ve turpun kabuklarını soyup rendeliyorum. Onları da salatanın üzerine ekliyorum. Tatlı sivri biberlerin içini temizleyip ince ince doğruyorum. Bir kısmını salataya ekliyorum; bir kısmını da zeytinyağında domates kabuklarıyla pişirmeye başlıyorum.
Tencereye bir yemek kaşığı tereyeğı koyup eritiyorum, yarım paket makarnayı boşaltıp hafiften kavurur gibi yapıyorum. Makarnanın üçte biri esmerleşince üstünü örtecek kadar ılık su ekliyorum. Salatanın sosu için limonu sıkıyorum, içine zeytin yağı, tuz ve çok az kekik ekleyip karıştırıyorum. Hazır domates çorbasının tozunu suya koyup pişirmeye başlıyorum. Makarna ve tavuğa tuz ekiyorum. Makarnanın sosuna kararınca baharat ekleyip dinlenmeye bırakıyorum. Kaynayan çorbayı kısık ateşte pişmeye bırakıyorum. Tavuğun altını kapatıyorum. Suyu kuruyan makarnanın altını kapatıp, sosunu ekleyip iyice karıştırıyorum. Salatanın sosunu ekleyip biraz da nar ekşisi ekleyerek karıştırıyorum. Masanın üstünü silip yemek örtüsünü seriyorum. Karşılıklı
iki servis tabağı,
iki yemek tabağı,
iki çorba kasesi,
iki süs çiçeği -Valide Sultan koleksiyonundan-
ikişer adet çatal, bıçak, kaşık koyuyorum. El yapımı peçeteliğe renkli peçetelerden yerleştiriyorum.
İki küçük kayıp tabağa salata koyup servis tabaklarının sol çaprazlarına yerleştiriyorum. Ortaya şamdanı yerleştirip yarım kalan
iki mum yerleştiriyorum tepesine.
Üstümü değiştiriyorum, dişlerimi fırçalıyorum, saçlarımı tarıyorum ve kapı çalıyor. Gidip kapıyı açıyorum...
Taze ekmek getiren kapıcı Kapıcı Ahmet Abi'ye teşekkür edip ekmekleri muntazam şekilde kesiyorum. Ekmekleri -yine ek yapımı- ekmekliğe koyuyorum. Tezgahın ve davlumbazın ışığını açıyorum; mutfağın ışığını kapatıyorum. Masadaki iki mumu yakıyorum. Tabağıma çorba doldurup içmeye başlıyorum. Tavuğun yanına bir miktar makarna dolduruyorum...
Tabağımı yarıladığımda -Ahmet Abi'ye ettiğim teşekkürü saymazsak- yirmi dört saat kırk sekiz dakikadır konuşmuyordum. Ve kafamdaki aynı saplantı cümlenin peşinde sürükleniyordum: "
... senin problemlerin var, biliyor musun? Bir doktora görün en iyisi!.." Acaba dört kişilik yemeği, iki kişilik bu masada, üç oda bir salon tek başıma yemekte olmamın yegane sebebi '
benim problemlerim' miydi?
Kalkıp çay suyunu koyuyorum. Tabağımı bitiriyorum. Yemekleri dolaba kaldırıyorum. Su kaynamaya başlıyor. Kaynayan suyun yarısıyla çayı demliyorum; diğer yarısıyla bulaşıkları yıkıyorum. Üstümü değiştirip pijamalarımı giyiyorum. Çay tepsisine
iki çay tabağı,
iki çay bardağı,
iki çay kaşığı koyuyorum. Küçük kaselerden birisine üç-beş tane gül lokumu koyuyorum. Tepsiyi alıp salona geçiyorum. Demli bir bardak tavşan kanı çay dolduruyorum. Televizyonu açıyorum. Bir taraftan gül lokumuyla şekersiz çayımı yudumlarken diğer taraftan başparmak kasımı geliştirmeye koyuluyorum..